HABER DETAYI

Ocak 1, 2018 9:25 am

Türkiye’nin Bir Asırlık Firmaları

Türkiye’nin Bir Asırlık Firmaları

Habertürk, farklı kaynakları kullanarak firmalar için oldukça önemli bir bilgi yayınladı. Bu bilgide bir asır tarihi geride bırakmış olan faaliyetine devam eden Türk firmaları oldu.

Türkiye’de tarihi 100 yılı aşan ve halen faaliyet gösteren şirket sayısı çok fazla değil. Bir çok firma ikinci kuşaklardan itibaren yaşanan sorunların ardından tarihe gömülüyor. Peki bir asırı deviren ve halen yaşayan Türk firmaları hangisi?..

Haberturk.com olarak yaşı bir asırı deviren Türk şirketlerine ulaşmaya çalıştık. Bununla ilgili tek bir liste olmadığı için internetteki açık kaynakları, gazete röportajlarını, web sitelerini, konuyla ilgili yazılan kitapları ve blogları taradık. Sonuçta toplam 63 adet şirketin 100 yaşını devirdiğini ve halen faaliyetlerine devam ettiğini bulduk. Gıdadan tekstile, ilaçtan taşımacılığa kadar geniş bir yelpazede faaliyet gösteren bu şirketler dört, beş veya altıncı kuşaklar tarafından yönetiliyor. En genci 103, en yaşlısı ise 240 yaşındaki tarihi çınarları yeniden eskiye doğru listeledik…

Kemal Kükrer – 1915

Kemal Kükrer, 1915 yılında Eskişehir Odunpazarı’nda bir evin bodrum katında meşe agacından özel olarak yapılmış iki adet fıçıyla üretime başladı. Türkiye’nin lider sos üreticileri arasında yer alan firma 1999 yılılna Gülel Ailesi tarafından satın alındı. 2013 yılında ise Japon Ajinomoto yüzde 50 hisse alarak şirkete ortak oldu.

Yenigün Reçelleri – 1914

Yenigün Gıda 4 nesildir Antalya’da faaliyetine devam ediyor. Şirketin başında dördüncü nesil patronu Necmi Alpagot bulunuyor. Alpagot, işlerin nasıl başladığı ile ilgili olarak daha önce yaptığı açıklamada, “Dedemin babası zamanından gelen bir gelenek. Ev hanımlarının evlerde yaptığı turunç, patlıcan, bergamot reçelleri ikram ediliyormuş ve bunu ilk kavanozda satmaya başlayan büyük dedemiz olmuş. Böylelikle Antalya’da ticari değer kazanmış bir ürün” demişti.

Abdi İbrahim – 1912

1912 yılında Eczacı Abdi İbrahim Bey tarafından İstanbul Küçükmustafapaşa semtinde ilk eczane kuruldu. 1919 yılında ilk ilaç üretim fabrikası faaliyete geçti ve ilk hazır ilaç üretimine geçildi. 1939 yılında eczacı İbrahim Hayri Barut ile yönetimde ikinci kuşak devri başladı. 1952’de laboratuvarlar Vefa semtine taşındı.

1975’de şirketin ismi “Abdi İbrahim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş.” olarak değiştirildi.

Develi Restoran – 1912

Develi Restaurant, halen Develi Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüten Arif Develi’nin dedesi tarafından 1912 yılında, Antep’te kuruldu. Arif Develi, 1966 yılında İstanbul’a gelerek, İstanbul’un tarihi mekânlarından Samatya’da Develi restaurantı açtı. Arif Develi, halen Develi’nin Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürütse de Develi mirasını iki oğlu, Ali ve Nuri Develi profesyonel anlamda devam ettiriyor.

Deriş Patent ve Marka Acentalığı A.Ş., 1912

Celal Derviş Deriş, üç kuşak geriye giden genel hukuk amaçlı avukatlık bürosunu 1912 senesinde İstanbul’da kurdu. Esas olarak ticaret hukuku ile ilgili konularda faaliyet gösteren büro, yıllar içinde fikri ve sınai mülkiyet sektörüne kayarak bu alanın gelişmesine öncülük etti. Etem Derviş Deriş (Celal Deriş’in oğlu), haksız rekabet ve sınai mülkiyet alanlarında uzmanlaşıp bu uygulamaları II. Dünya Savaşı sonrasında daha da geliştirdi. Hukuk davaları ve sözleşmeli konular dahil, her türlü hukuki hizmeti sunan hukuk bürosunun yanı sıra, 1959 senesinde Etem Derviş Deriş tarafından fikri ve sınai mülkiyet alanında hizmet vermek üzere Deriş Patent ve Marka Acentalığı kuruldu.

Etem Derviş Deriş’in oğlu M.N. Aydın Deriş, Haziran 1968 tarihinde Cenevre Üniversitesi, Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Temmuz 1971 tarihinde firmaya katıldı. Türkiye’de fikri ve sınai haklar konusunun yerleşmesinde ve gelişiminde önemli rol oynayan kurul ve komisyonlarda yer alarak patent, marka, endüstriyel tasarım ve coğrafi işaretler alanında yeni mevzuatın hazırlanmasına aktif olarak katkıda bulundu.

M.N. Aydın Deriş’in yeğenleri N. Serra Coral ve Kerim Yardımcı, fikri mülkiyet haklarına bağlı aile geleneğini 4. kuşağa taşıdılar. Firma halen fikri ve sınai mülkiyet konusunda hizmet vermeye devam ediyor.

APİKOĞLU – 1910

Apikoğlu’nun hikayesi, kendi aileleri için hazırladıkları ev yapımı sucukların lezzetinin dilden dile dolanmasıyla başladı. Çevreden gelen yoğun talepler sonucunda satışa başlanmasının ardından Apikoğlu 1910 yılında Kayseri’de Türkiye’nin ilk et ürünleri imalatçısı olarak kuruldu ve faaliyete geçti.

Apikoğlu, 1920 yılından sonra üretimine İstanbul’da devam etti. Firma halen 15 bin metrekare kapalı, 45 bin metrekare açık alanda kurulu kombina tesislerinde ürettiği 75 çeşit ürün ile faaliyetine devam ediyor.

İlancılık A.Ş – 1909

1909 yılında David Samanon, Jak Hulli ve Kahire’de Havas adlı bir ajansın yönetici Ernest Hoffer, İlancılık’ın temellerini atarak İlanat Reklam Acentesi’ni kurdu. Türk reklamcılığının gelişmesinde önemli rol oynayan bu ekibe daha sonra dönemin Cumhuriyet Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Kamil Salih Sel eklendi. Ülkenin ilk telefon numaralarından olan 94-95’i alan ve gazete ilancılığı yaparak işe başlayan firma, 2. Dünya Savaşı’nda yaşanan ekonomik krizden olumsuz etkilendi. Daha sonraları yürütülen ithalat projeleri ile eski günlerine dönmeye başladı. İlk yürüyen billboard’dan dergi mecrasına reklam vermeye, radyo ve sinemalara reklam vermekten bugün gazetelerde kullanılan sütun santim kavramını yaratmaya kadar sektörde pek çok ilki gerçekleştirdi.

Splendid Otel, 1908

Büyükada’da yer alan oteli Sakızlı Müşir Kazım Paşa, Osmanlı ordusundan Mareşal rütbesiyle emekli olmasının ardından 1908 yılında kurdu. Otel ilk kurulduğu yıllarda ‘Kazım Paşa Oteli’ olarak biliniyordu.

1936 yılında Kazım Paşa’nın vefatı ile otelin mülkiyeti kızı Nazire Tokgöz’e geçti. 1941’de onun ölümünün ardından ise otel kısa bir süre kapalı kaldı. Daha sonra işleri Paşa’nın damadı İsmail Hakkı Tokgöz devraldı.

1957’de İsmail Hakkı Tokgöz’ün vefatının ardından otelin mülkiyeti ve işletmesi kızı Belma Hatice ve onun eşi Nihat Hamamcıoğlu’na geçti. Belma Hanım ve Nihat Hamamcıoğlu idaresinde Splendid Palas eski heyecanını sürdürmeyi başardı. Otel halen Hamamcıoğlu Ailesi’nin mülkiyetinde bulunuyor ve 6. nesil tarafından aile geleneği olarak idare ediliyor.

Otelin internet sitesinde yer alan bilgiye göre, Splendid Otel Türkiye’de 1.derecede tarihi eser statüsünde orjinalliği ilk günki özeliklere sadık kalınarak işletilen tek otel.

Koska Hacı Emin Bey 1907

Koska’nın geçmişi 1900’lü yılların başında Denizli’de Hacı Emin Bey’in faaliyet gösterdiği helvacı dükkânına kadar uzanıyor. Baba mesleğini sürdüren Halil İbrahim Adil Dindar 1931 yılında oğulları ile birlikte İstanbul’a gelerek Koska semtinde bir dükkân açar, zamanla ürettikleri helva ve tatlıların lezzeti ile ünlenir. Bulundukları semtten dolayı Koska’daki Helvacı olarak anılmaya başlar ve daha sonra bu ünvanı markaları olarak tescilletirler. 1974’de Topkapı’da kurulan fabrikada helvanın yanısıra lokum, reçel ve koz helva üretimine de başlanır. 1983 yılında Mümtaz ve Nevzat Dindar kardeşler diğer küçük kardeşlerinden ayrı olarak Merter’de inşa ettirdikleri yeni tesislere taşınarak faaliyetlerini burada sürdürme kararı alırlar. Halen dördüncü kuşağın yönetiminde olan KOSKA 1998 yılı sonlarında taşındığı Avcılar-Ambarlı Kavşağında, on bir dönüm arazi üzerine kurulu 22.000 m2 kapalı alana sahip yeni tesislerinde üretimini sürdürüyor.

Bebek Badem Ezmecisi Mehmet Halil Bey 1904

Mudanyalı Mehmet Halil Bey, Haydarpaşa Lisesi’nde okumak üzere geldiği İstanbul’da Fener Rum Lisesi’nde eğitim gören Arnavutköylü Anastasya Hanım’la tanışır. O dönemlerde iki ayrı dinden insanların evlenmesi çok zor da olsa, büyük aşkları aileleri yumuşatır. Fakat Anastasya Hanım’ın babasının bir şartı vardır; evlendikten sonra genç çiftlerin İstanbul’da yaşayacak olması. Bunun üzerine Mehmet Halil Bey’in babası, Mudanya’da yapmakta olduğu badem ezmesi ve şekerleme işini oğluna öğretmek üzere 1-2 yıllığına İstanbul’a gelir. Bebek’te bir dükkân açarlar. Bebek Badem Ezmecisi’ni ‘Meşhur’luğa götüren süreç de 1904’te başlamış olur. Mehmet Halil Bey, Sevim İşgüder henüz 1.5 yaşındayken yaşamını yitirir. Anastasya Hanım iki kızını okutmak için bütün yükü omuzlarına alır. Ancak hastalanınca 1957 yılından itibaren Sema ve Sevim İşgüder kardeşler kendilerini badem ezmesi üretirken bulurlar. Birliktelikleri de Sema Hanım’ın yaşamını yitirmesine dek sürer.

Meşhur Bebek Badem Ezmecisi, adı olduğu üzere Bebek’te küçük bir dükkânda, Sevim İşgüder tarafından yönetiliyor.

Kaptanoğlu Denizcilik – 1904

Kaptanoglu Denizcilik’in hikayesi 1904 yılında Hacı İsmail Kaptaoğlu’nun babası Mehmet Kaptan’ın taşımacılık işlerine başlamasına kadar gider. Osmanlı’nın son dönemlerinde taşımacılık sektörü ağırlıklı olarak yabancı şirketlerin tahakkümünde idi. Hacı İsmail Kaptanoğlu ise babasının gemilerinde kaptanlık yapıyordu. Karadeniz’in doğu sahilleri ile Poti ve Batum ile Trabzon arasında soğan patates götürüp, gazyağı şeker ve un getiriyorlardı.

İsmail Kaptanoğlu ve 5 kardeşi 1950’li yıllara kadar babaları ile birlikte çalıştı. Daha İstanbul’a geldiler. Önceleri guletleriyle İstanbul ve Mürefte Şarköy arasında üzüm taşıdılar. sonra her kardeş kendi şirketini kurdu. Nil gemisi İsmail Kaptanoğlu’na kaldı. 1954 yılında 550 tonluk İsmail Kaptanoğlu gemisine, 1962 yılında ise meşhur Nusret Mayın gemisini alarak 600 tonluk başka bir gemiye sahip oldu.

İsmail Kaptanoğlu bir yandan Hacı İsmail Kaptanoğlu müessesesinin temellerini atarken öte yandan da Türk denizcilik sektörünün önderlerinden birisi olarak bu sektördeki sivil toplum örgütlerinin kuruluşuna da öncülük etti. Gemi Armatörleri Kooperatifi’nin ve de Türk Armatörler Birliği’nin kurucularından olan Hacı İsmail Kaptanoğlu vefatına kadar da Gemi Armatörleri Kooperatifi’nin başkanlığını sürdürdü.

İbrahim Etem Ulagay İlaç Sanayi – 1903

Yüz yıldan uzun zaman önce küçük bir tahlilhanede faaliyete başlayan İbrahim Etem hikayesi aynı zamanda Türkiye’deki ilaç sektörünün endüstrileşme sürecine de ışık tutar. İbrahim Etem, 1903 yılında tıbbi analizlerin yapıldığı küçük bir laboratuvar olarak kuruldu. Başlangıçta tıbbi tahlillerin, kimyasal ve besin analizlerinin yürütüldüğü bu küçük laboratuvar, Gedikpaşa’da “Kimyager Doktor İbrahim Etem Laboratuvarı” adıyla faaliyetlerini sürdürdü. 1909’da Türkiye’de ilk defa vitamin ve hormon preparatlarının üretilmesiyle laboratuvar “ilaç üretim tesisi” statüsü kazandı. Bu tarihten itibaren şirket yenilikçi ürün, tedavi ve bilimsel metotları sağlık sektörüne kazandırmayı temel prensip edinerek çalışmalarına devam etti.

1924’te laboratuvarın adı “Doktor İbrahim Etem Kimyaevi” olarak değiştirildi ve üretim alanı Çemberlitaş’a taşındı. 1934’te tablet, ampul, şurup gibi farmasötik formlar ve bazı veteriner ürünleriyle ilgili seri üretime başlandı. 1955 yılından üretim faaliyetlerine halen devam ettiği Topkapı tesislerine taşındı ve bir Amerikan şirketi ile yapılan know-how anlaşması sayesinde Türkiye’de ilk yerli antibiyotik üretimine başladı.

2001 yılında dünyaca ünlü İtalyan ilaç grubu Menarini ile güçlerini birleştirip, İbrahim Etem – Menarini adıyla, ilaç sektöründe Türkiye-İtalya iş birliğine imza attı. Bu işbirliği günümüze kadar geldi.

Arkas Holding – 1902

Gabriel J. B. Arcas tarafından 1902 yılında ithalatçı olarak İzmir’de kurulur. 1935 yılında vefatıyla birlikte Marsilya’da yaşayan oğlu Lucien Gabriel Arkas gelir ve görevi devralır. 1943 yılı şirket için önemli bir dönüm noktasıdır. Güçlü bir armatürlük şirketi sahibi olan Fretelli Spenco, Arkas’a acentesi olması için teklif götürür. Lucien Gabriel Arkas, 1944 yılında ise kendi adına bir deniz acenteliği kurar ve ilk gemi gelir. Ardından gemilerin sayısı artmaya başlar ve tren nakliyesi işine de girer.

Ülkenin her zamankinden daha fazla iş kollarına gereksinim duyduğu günlerde Arkas, üç tarafı denizlerle çevrili bu yarımadanın potansiyelini değerlendirmeye başlar. Arkas’ın, Türkiye’den yüklediği gemiler önce Mısır’a doğru yol alır. Kısa bir süre sonra da tüm dünyaya açılır.

ARKAS’ın gelişimi de halen Arkas Yönetim Kurulu Başkanı olan Lucien Arkas’ın, 1964 yılında Lucien Arkas Vapur Acenteliği’ni kurması ile hız kazanır. Dünya taşımacılık sektöründe başarıları ve güvenilirliğiyle tanınan armatörlere acentelik hizmeti veren bu şirket, Türk Taşımacılık Sektörü’nü uluslararası pazarda başarıyla temsil eder. Arkas, 1978 yılında Türkiye’den Avrupa’ya ilk konteyner yüklemesini yaparak ülkemizde bu taşımacılık sisteminin yerleşmesine öncülük eder.

Hamidiye Su – 1902

1898’de İstanbul’a kaliteli içme suyu sağlamak amacıyla II. Abdulhamit’in emriyle bir komisyon kurulur. Yapılan projeye göre Kırkçeşme tesislerinin doğu kolu üzerinde ve Kemerburgaz’ın güneydoğusundaki Karakemer ve Kovukkemer civarındaki membalar 20 maslakta toplanır ve kirlenmelere engel olmak için maslaklara demir kapılar yapılarak kilitlenir. Tesisin büyük bölümünün tamamlanması ise 1900 senesini bulur. Suyun verilmesi ve resmen kabulü 26 Mayıs 1902’de yapılır.

Bütün Osmanlı su tesislerinde sular pişmiş kilden yapılmış künk borular içerisinden isale edilirken ilk defa Hamidiye suyunda font borular kullanılır, sular bu borular içerisinden basınçlı akıtılarak vanalar ile şebekede manevra yapma imkanı sağlanır. Hamidiye Suyu, kurulduğu günden itibaren, çeşmeler vasıtasıyla İstanbul halkına ulaştırılıyordu. Ancak zaman içerisinde gerek şehrin büyümesi, gerekse sebillerin tahrip olmasıyla bu hizmetin, kurulduğu zamandaki gibi sokak sebillerinden yürütülmesi imkânsız hale geldi. 1979 yılından itibaren şişelenerek halka ulaştırılmaya başlandı. Tesis, bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bir iştirak şirketi olan Hamidiye Kaynak Suları A.Ş. tarafından işletiliyor.

Gürcüoğlu Ekmek Fırını – 1902

Samsun’da faaliyet gösteren Gürcüoğlu Ekmek Fırının tarihi neredeyse 1877’de başlayan Rus harbine dayanır. Bu savaşta Mehmet Gürcüoğlu, Rusların eline esir düşer ve tutulduğu esir kampında çalıştırıldığı fırında ekmek yapmayı öğrenir. Şavaş sonrası esaretten kurtulunca da Samsun’a gelerek kentin ticaret merkezi olarak bilinen tarihi Saathane meydanında 5 Ağustos 1902 yılında Gürcüoğlu Fırınını açar. Kendisinden sonra damadı Ahmet Gürcüoğlu’na, ondan oğlu Şefik Avni Gürcüoğlu’na ve ondan da oğlu Mehmet Ali Gürcüoğlu’na geçer. 1919 ‘da Samsun’a gelen Atatürk’e de yaptığı ekmeğin sunulduğu söylenen firma Mehmet Ali Gürcüoğlu’nun biri Endüstri Mühendisi diğeri Elektrik-Elektronik Mühendisi olan oğullarının da bünyeye katılması ile daha da güçlenir. Firma, 115 yıldır aynı mekanda ve şu anda ailenin 5. kuşağı ile yoluna devam ediyor.

Pandeli Restaurant – 1901

1901 yılında Pandeli Çobanoğlu tarafından kurulan Pandeli Restoran, 115 yıl faaliyet gösterdikten sonra geçtiğimiz yıl kapandı. Pandeli Mısır Çarşısı’nın hemen girişinde yer alıyordu.

Pandeli 115 yıllık tarih yolculuğunda birçok ünlü ismi ağırlamıştı. Mustafa Kemal Atatürk Kolağası olduğu zamanlarda en çok Pandeli’ye gelirmiş. Celal Bayar, Kraliçe II.Elizabeth, İspanya Kralı Juan Carlos ve Kraliçe Sofia, Robert McNamara, Robert De Niro, Tony Curtis gibi isimler de Pandeli’ye gelenler arasında. Hatta Pandeli’nin duvarlarında Audrey Hepburn’ün fotoğrafları da bulunuyordu.

Emgen Optik – 1901

Eczacı Salih Necati Emgen’in 1901’da Üsküdar Meydanı’nda ilk Eczanesini açmasıyla Emgen Optik dünyaya geldi. Fenni Gözlük satışı, o dönemde henüz Gözlükçülük kanunu çıkmadığından, yüksek okul mezunları olan eczacılara bırakılmıştı. Bu durum Cumhuriyet döneminde 1939 yılında çıkan Gözlükçülük Kanunu’na kadar devam etti.

Eczacı Salih Necati, cumhuriyetin kuruluş yıllarında Sirkeci’deki yeni yerine geçerek, Gözlükçü-Eczacı olarak bu sektörde isim yapmaya başladı. Soyadı Kanunu’nun çıkmasıyla, Orta Asya Türk Dillerinde “İlaç yapan, Şifa veren” anlamına gelen “EMGEN” ismini seçti. Firmanın gözlük işine ağırlık vermesi 1925 yılından sonra başlar. Salih Necati Emgen’in 1948 yılında vefatından sonra oğlu Rahmi Emgen, kendiside Eczacı olmasına rağmen yalnız Gözlükçülük üzerine yoğunlaşarak, 1948 de, halen aynı yerde faaliyet gösteren, Beyoğlu İstiklal caddesindeki mağazayı açtı. Firma, 1978’den beri Çetin Emgen idaresinde faaliyet gösteriyor.

Sırmakeş Su – 1900

1900’lü yılların başında Tanzimat Dönemi’nin ünlü romancı ve gazetecilerinden Ahmet Mithat Efendi kendi arazisi olan Beykoz Dereseki Köyü’ndeki özel Müezzinoğlu ormanlarından çıkan suya Sırmakeş adını koyar ve Sırmakeş Su doğar. Günümüzde Sırmakeş Su, Sapanca Kartepe’den temin ediliyor. Tulumbaları, küpleri, cam şişeleri gören Sırmakeş bugün de faaliyetlerine farklı ambalajlarla devam ediyor.

Alevli AŞ Yuda Levi – 1898

1870’li yıllarda Kehribarcıların üç kardeşi ile Yuda Levi’nin üç kardeşi ile birlikte Juda Levy Freres et Fils adlı bir zücaciye şirketi kurdular. Şirketin ortaklarından Davit Levi kuzeni ile birlikte Rıfat Kehribar ve Davit Levi adi ortaklık kurup aynı adreste işe devam ettiler. 1942 yılında Davit Levi emekli olunca oğlu Şabat Levi babasının işine devam eder. Ve şirketin adı Rıfat Kehribar ve Şabat Levi’ye döner.

1957 yılında Rıfat Kehribar ortaklıktan ayrılır ve aynı adreste Alevli Zücaciye Şabat Levi ve Hayim Levi Kolektif şirketi kurulur ve iki kardeş devam ederler. 1977’den bu yana da kolektif şirket Alevli Zücaciye Tic. A.Ş. olarak aynı adreste devam ediyor.

Konyalı Lokantası Ahmet Doyuran – 1897

KONYA’nın Doğanbey ilçesinden 1895 yılında çıkan büyük dede Hacı Ahmet Doyuran 1897’de dört masa ve 16 sandalye ile Sirkeci’de ‘Konya Lezzet Lokantası’ adıyla mütevazı bir aşçı dükkanı açar. Bir süre sonra lokantayı damadı Mustafa Doğanbey’e devreder.

Konyalı’nın şöhreti 1940’lardan sonra Nurettin Doğanbey’in çabalarıyla Türkiye’ye yayılır. Yerli yabancı devlet adamlarının, kral ve kraliçelerin, sanatçıların uğrak yeri olur. Bugün, Doğanbey Ailesi’nin dördüncü kuşağından Mehmet Eren Doğanbey tarafından işletilmektedir.

Tarihi Sarıyer Börekçisi- 1895

Tarihi Sarıyer Börek’in geçmişi 1895 yılına kadar dayanıyor. Osmanlı Devleti’nin kıtlık dönemlerine denk gelen 1890’lı yıllarda kurulan Sarıyer Börekçisi Türkiye’nin en eski aile şirketlerinin başında geliyordu. Üstüne pudra şekeri dökülerek ortaya çıkan Sarıyer Böreği’nin yaratıcıları yüz yılı aşkın bir süredir aile şirketi özelliğini korumayı başardı. Ancak tarihi börekçinin aile şirketi olma özelliği dördüncü kuşakta son buldu. Ailenin son temsilcisi Hüseyin Ondur, şirket borç batağına sürüklenince Sarıyer Börekçisi’ni Cihangir Uzun’a sattı. Ancak Sarıyer Börekçisi isminin daha sonra başka kişilere satıldığı anlaşıldı. Olay yargıya taşındı, isim Uzun tarafından geri alındı. (Kaynak: sarıyergazetesi.com)

REBUL – 1895

Rebul Eczanesi, 1895 yılında Jean Cesar Reboul tarafından İstanbul Beyoğlu’nda Grande Pharmacie Parisienne-Büyük Paris Eczanesi adıyla kurulur. Osmanlı’nın son dönemine tanıklık eden ve günümüze kadar kurulduğu yerde yaşamını sürdüren tek eczanedir.

Cumhuriyet tarihinin ilk eczacılarından Kemal Müderrisoğlu, 1920’de üniversitenin ikinci yılında staj yapmak için Rebul Eczanesi’ne başvurmasıyla başlayan ve uzun yıllar süren bu hem ortaklık hem de baba oğul ilişkisi; 1938 yılında Türk halkını lavanta kolonyası ile tanıştırır. Önceleri Bay Reboul’un bahçesinden yetiştirilen lavantaların uçan yağlarından elde edilen kolonya, daha sonra her yıl Fransa’nın güneyinde Grasse kentine yakın bölgelerden gün ağarana kadar toplanan lavanta çiçekleri ile üretilmeye başlanır.

Sene 1939’u gösterdiğinde Bay Reboul ülkesine dönerken, eczanesini hayattaki tek yakını olan genç ve çalışkan eczacı Kemal Müderrisoğlu’na devreder. Akabinde eczanenin ismi Rebul olarak değişir. Rebul Lavanda Kolonyası ise o dönemin en gözde kokularından biri haline gelir ve adı Pera ile özdeşleşir.

7-8 Hasanpaşa Fırını – 1893

1893 yılında fırın olarak Hasan Paşa tarafından yapıldı. 124 senedir Beşiktaş’taki yerinde faaliyet gösteren fırın ilk yıllarda ekmek yapımı ile meşhurken sonraki yıllarda kuru pasta türü unlu mamuller üretimine de başladı. Fırın halen dördüncü kuşak tarafından işletiliyor.

Fırına ismini veren 7-8 Hasan Paşa’nın hikayesi ise şöyle:

“Osmanlı zamanında Hasan diye bir çalışan padişahın hayatını kurtarıyor. Bunun üzerine paşa oluyor. Fakat paşa olan kişinin imza atması lazım ve Hasan’ın okuma-yazması yok. Ona eski Türkçe’de bir yedi bir de sekiz çizerse “Hasan” diye okunacağını söylüyorlar. Adı da bunun üzerine “7-8 Hasanpaşa” diye kalıyor.”

Kaynak: mimarizm.com

Meşhur Filibe Köftecisi – 1893

Filibe köftecisinin hikayesi 1893 yılında yapılan göç ile başlıyor. Meşhur Filibe Köftecisi’nin kurucusu Mehmet Saltuk, Istanbul’a Bulgaristan’ın Filibe (Plovdiv) şehrinden göç eder ve 1893 yılında Bab-i Ali Yokuşu’na çıkarken sol tarafta bulunan “Meşhur Filibe Köftecisi” ismiyle köfteci dükkanını açar.

Mehmet Saltuk’un vefatından sonra Ali Saltuk işletmeyi devralır. Ali Saltuk, 28 sene sonra işletmeyi; 11 yaşında yanında çırak olarak çalışmaya başlamış olan yeğeni Turgut Saltuk’a 1958 yılında devreder. 1990 yılında Turgut Saltuk’un vefatından sonra dördüncü nesil olarak Turgut Saltuk’un tek varisi olan Münevver Erpak işletmenin başına geçer. Tarihi Filibe Köftecisi 120 senedir Sirkeci’deki aynı yerinde misafirlerine hizmet vermeye devam ediyor.

Tarihi Kanlıca Yoğurdu – 1893

Kanlıca yoğurdu, 1893 yılından bu yana Sakkaf Ailesi tarafından imal ediliyor. 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda maruz kaldıkları zulüm neticesi Bulgaristan’dan anavatana göç eden ailenin kurduğu işletme 5 kuşaktır yoluna devam ediyor. İlk Kanlıca yoğurdunu üreten Poyraz İbrahim Ağa ile başlayan bu serüveni şu anda Muhammed Ali Sakkaf devam ettiriyor.

Sultanahmet İktisadi ve Ticari İlimler Akademisini bitirdikten sonra üçüncü kuşak olan dayısıyla çalışarak mesleğe adım atan Sakkaf, 1986 yılında ise kendi tesisini kuruyor. Ayrıca Kanlıca Yoğurdu’nu marka olarak da kendi adına tescil ettiriyor.

Tuzcuoğlu Nakliyat Tuzcuzade Ahmet Bey – 1893

Tuzcuoğlu Ailesi’nin o zamanki reisi Tuzcuzade Ahmet Bey, Konya’da tuz ticareti ve nakliyesiyle uğraşmaktadır. Aile I. Dünya Savaşı sonrası İzmir’e göç eder. İzmir’de daha sonradan şirketin simgesi olacak olan at arabalarıyla nakliyat işine devam eder. İhraç mallarını depolardan limana nakliyat işini ve askeri nakliyat işini yürütürler.

1950’li yıllara gelindiğinde Türkiye’de Nato dolasıyla kurulan üsler ve tesislerde görevli askeri ve sivil personele hizmet vermek amacıyla, ev eşyası taşımacılığına profesyonel olarak başlanır. Tuzcuoğlu, Ankara (Merkez), İstanbul, İzmir ve Adana’da bulunan şubeleriyle faaliyetlerine devam ediyor.

Teksima Tekstil Mehmet Botsalı – 1893

Bir aile şirketi olan ve bugün dördüncü kuşak tarafından yönetilen Teksima Tekstil’in temelleri H. Mehmet Emin Botsalı’nın 1893’te iplik ticaretine başlamasıyla atıldı. Ticarethane, Botsalı’nın 1938’de vefatı üzerine iki oğlu Hasan ve Hüseyin Botsalı’nın yönetimine geçti. 1950 yılında Hasan ve Hüseyin Botsalı’nın hac görevi sırasında vefat etmelerinden sonra yönetimi üçüncü kuşaktan M. İsmet Botsalı aldı. İsmet Botsalı, iplik ticaretini daha da geliştirerek Avrupa’dan iplik büküm makineleri getirip bu alanda bir atölye açtı.

1970-1976 yılları arasında Konya’da iplik imalatına yönelik bir tesis çalıştıran İsmet Botsalı, 1980 yılından itibaren de TEKSiMA adı altında tekstil makineleri imalatına başladı. TEKSiMA şu an dördüncü kuşağın da katılımıyla makine imalatına devam ediyor. Dördüncü kuşak, E. Sertaç Botsalı Konya 1. Organize Sanayi’nde bulunan tesisin yönetimini bizzat sürdürüyor.

Ece Ajandası – 1892

1868 doğumlu Mehmet Sadık Bey savaş bölgesinden İstanbul’a geldiğinde henüz 14 yaşındaydı. Matbua ve kırtasiyenin kalbinin attığı Beyazıt’da AFİTAP’ı açtığında sene 1892 idi. İmalatın yanı sıra, o devirde Avrupa ve Amerika ile yapmış olduğu ticaret, ECE ve AFİTAP’ın temellerini oluşturdu.

Daha sonrasında Osmanlı’nın kitap ve yayın camiasının ileri gelenlerinden Maarif Kütüphanesi ve Saatli Maarif Takvimi kurucusu Hacı Kasım Bey’in kızı Talat Hanım’la evlendi. 1910 yılında ajandalarıyla sektöre damgasını vuran Mehmet Sadık, o dönemde “hatırlatmak ve hatırlamak için yazılan” anlamına gelen MUHTIRA’ları çıkarttı. Balkan Harbi, I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı dönemleri, zorluklar gözetilmeksizin ajandalar basilmaya devam edildi. Daha sonrasında, Mehmet Sadık Bey’e yaptığı işlere münasip olan Kağıtçı soyadı verildi.

ECE’ler 1930’lu yıllarda aşkın defterleri olarak kullanılmaya başlandı. Bir rivayete göre Mehmet Sadık Bey’in büyük oğlu Ahmed Afganistan’a çıktığı seyahat süresinde bir kadına aşık olur. Sevdiğine vermediklerinde hayatı kararan Ahmed, aşkına sahip olamayacaksa ölmeyi yeğleyeceğini söyler ve kısa bir süre sonra intihar eder. Uğruna oğlunu kaybettiği kadının da adı Ece olduğundan, ajandaları aşkın defterleri olarak satmaya başlar. Daha sonrasında ilk Türk Dünya güzeli seçilen Keriman Halis’e Atatürk bizzat Ece soyadını verdiğinde, aile tekrar bir kadının güzelliğinde ECE isminin yaşaması için Ece isimli ajandayı Keriman Halis’e adar.

İskender Smokin Kuruluş Yılı – 1891

1891 yılında Kordonciyan Ailesi tarafından kuruldu. Cumhuriyetin kurulmasıyla Atatürk’ün eğitim için Fransa’ya gönderdiği altı kişiden biri de firmanın kurucusu Levon Kordonciyan’dı. Firma halen İstanbul ve Ankara’da faaliyetlerine devam ediyor. İşin başında ise babasının dedesi olan kurucunun adını taşıyanLevon Kordonciyan yer alıyor. İskender Smokin’in portföyünde devlet adamlarından Hollywood starlarına kadar uzanan geniş bir müşteri listesi bulunuyor.

Lezzet Kebap Kuruluş Yılı – 1891

1891 yılında Veli Günaydın tarafından kurulan Lezzet Kebap, şu anda beşinci kuşakla Konya Akşehir’de faaliyetlerine devam ediyor. Ana yemeği Tandır kebap ve etli ekmek olan 126 yıllık firma özellikle turistlerden yoğun ilgi görüyor.

Yıldız Entegre – 1890

Yıldızlar Yatırım Holding’in şirketlerinden biri olan Yıldız Entegre, Türkiye’nin en köklü sanayi kuruluşlarından biri. 1890 yılında Hasan Yıldız’ın Trabzon’da kereste ticaretine başlaması ile temelleri atılan şirket, yıllarca kereste ticareti ile uğraştıktan sonra 1982 yılında Yıldız Mobilya A.Ş adıyla kurumsal işletmeye adım attı. Takip eden yıllarda art arda açtığı tesislerle orman ürünleri sektörünün en büyük kuruluşlarından biri haline geldi. Şirketin Kocaeli MDF Fabrikası, dünyanın tek çatı altında kurulan en büyük MDF kompleksi ünvanını taşıyor.

Parke üretiminde dünyanın en büyük üreticilerinden biri konumunda olan şirketin merkezi Kocaeli’nde bulunuyor. Üretim hacmi ise günde 8 bin 500 metreküpü geçiyor. Toplam 9 şirketinde 3 bine yakın kişinin çalıştığı Yıldız Entegre 50’den fazla ülkeye ihracat yapıyor. Yıldız Entegre, Türkiye’nin 500 büyük sanayi kuruluşu sıralamasında 38’inci sırada yer alıyor.

Hacı Şakir Hacı Ali – 1889

Kırım’da Kazan Tatarı Hacı Ali Bey, Volga Nehri boyunda adacıklardan birinin üzerinde sabun ve mum üretmektedir. Ancak bir sel felaketinin ardından taşınmaya karar verir ve İstanbul’a göç eder. Laleli At Pazarı’nda evinin altında tezgahını 1889 yılında yeniden kurar. Hacı Şakir daha sonra Sabuncuoğlu soyadını alır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin 91 numaralı Ticaret Sicili’ne sahip şirketi olan Sabuncuzade M. Şakir ve Mahdumu Müessesatı Ticari ve Sınai Türk Anonim Şirketi’nin kuruluşu, bizzat Atatürk’ün imzasıyla 1925’te tescil edilir. Unvanda bulunan ve çok az sayıda kuruluşa verilen ‘Türkiye Anonim Şirketi’ ibaresi ise kuruluşta yıllarca iftihar konusu olur. Daha sonra Hacı Şakir, İstanbul Ticaret Odası’nın 9’uncu, İstanbul Sanayi Odası’nın ilk şirketi olur. Hacı Ali Bey’den sonra oğlu, torunları, dört kuşak şirketi yönetirler.

Şirket daha sonra önce Maya Grubu’na, 1991 yılında da Colgate Palmolive’e satılır.

Hacı Abdullah Efendi – 1888

Hacı Abdullah’ın 1888 yılında başlayan serüveni “Ustadan Çırağa” devralınarak gelir. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde Karaköy Rıhtımı’nda “Abdullah Efendi” adıyla bir lokanta açılır. Lokantanın işletme ruhsatı bizzat Sultan II.Abdülhamit Han tarafından verilir. Ülkeleri adına İstanbul’u ziyaret eden resmi ve özel heyetler, Abdullah Efendi’de ağırlanır. 1915 yılında ise Abdullah Efendi Lokantası, Karaköy Rıhtımı’ndan Beyoğlu’na taşınır. İstiklal Caddesi üzerinde bulunan Rumeli Han’ın zemin katında hizmetine devam eder. Abdullah Efendi burada da ‘Usta’dan Çırağa’ devredilmiştir.

1940 yılında ise Abdullah Efendi, Rumeli Han’da 25 yıl yerli yabancı çok sayıda ünlü misafirlerini ağırladıktan sonra yine Usta Çırak nöbet değişimiyle, eski adı Bursa Sokak ve Ahududu Sokak, yeni adı Sadri Alışık olan, Türk Sineması’nın kalbinin attığı sokağa taşınır ve ‘Hacı Salih’ ismini alır.

Abdullah Efendi ve Hacı Salih adıyla 1958 yılında şimdiki bulunduğu yerine, Ağa Camii yanındaki Sakızağacı Caddesi’ne taşınır. Lokantaya adını veren “Hacı Salih”, ilerleyen yaşını gözönünde bulundurarak, 1888’den bu yana sürdürülen geleneğe uyar ve yetiştirdiği çıraklarına devreder.

Restoran 1983 yılında yeniden 1888’li yıllardaki ismine döner ve “Hacı Abdullah” ismini alır.

İmam Çağdaş Kuruluş Yılı – 1887

Gaziantep denince akla ilk gelen yerlerden biri olan İmam Çağdaş’ın tarihi 1887 yılına uzanıyor. Halep’ten gelen Hacı Hüseyin Efendi (Çağdaş) kentin 34’üncü esnafı olarak Maarif’te bir dükkan açar. Daha sonra Gaziantep Kalesi’nin yerleşim alanı olarak ihtiyaca cevap vermemesi üzerine çevrede birçok han yapılır ve kentin ilk çarşısı olan Uzun Çarşı kentin merkezi olur.

Hacı Hüseyin Efendi’de 1898 yılında Uzun Çarşı’ya taşınır. Hacı Hüseyin Efendi’den sonra işi devralan ve müesseseye ismini veren İmam Usta, vefat ettiği 1964 yılına kadar çalışmaya devam eder. İmam Usta’dan sonra da oğlu Talat Çağdaş bayrağı devralır. Bugün asırlık aile şirketini, babası İmam Usta’dan bayrağı devralan Talat Çağdaş ve oğlu Burhan Çağdaş birlikte yaşatıyor.

Helvacı Necmi Kuruluş Yılı – 1883

İşyerinin kurucusu olan Mehmet Çavuş delikanlılık çağında Aydın’a Gider ve helvacılık öğrenir. Daha sonra Akşehir’e gelir, 1883 yılında helvacılık yapmaya başlayarak bugün bir kültür mirası olarak hala yaşamaya devam eden dükkânı açar. Yıllar sonra oğlu Şaban Akkuş’ta babasının yanında mesleği öğrenir ve devam ettirmeye başlar. Ardından Şaban Usta’nın oğlu olan üçüncü kuşak temsilcisi Tacettin Akkuş veya nam-ı diğer Helvacı Topal Taci bayrağı devralır. Dükkanı halen Helvacı Topal Taci’nin oğlu Necmi Usta işletmektedir.

Çögenler Helvacılık Kuruluş Yılı – 1883

Konya’da faaliyet gösteren Çöğenler Helva’nın kuruluşu 1883 yılına kadar uzanıyor. Şirket, o tarihten bu yana bir aile şirketi olarak faaliyetlerini sürdürüyor.

Çöğenler Helva’nın macerası Hacı Rasıg Bey’le başlıyor. 15-16 yaşlarında babası ile tartışan Rasıg Bey, baba ocağından ayrılıp İzmir’e gider. Burada tek başına hayat mücadelesi veren Rasıg Bey, çalıştığı helva imalathanesinde işi öğrenip Konya’ya geri döner. O zamanki adıyla Daybana denilen basit helva imalatını evinin yakında başlatıyor ve yaptığı helvaların lezzetini günden güne geliştirir.

Hacı Rasıg Bey’den sonra oğulları Nuri ve Ahmet Çöğen baba mesleğini aynı yerde sürdürdüler. Nuri Bey de oğlu Fatin’i yetiştirerek kendinden sonra bu baba mesleğinin devam etmesini sağlamış. Fatin Çöğen, dedesi Hacı Rasıg Bey’in başlattığı helva imalatını daha sistemli bir hale getirdi. Çöğenler Helva, özellikle Fatin Bey’in oğlu Abdullah Çöğen zamanınla büyük atılım gerçekleştirdi ve imalatı büyütüp Çöğenler Helva’nın patentini aldı. Abdullah Bey’in genç yaşta vefatı üzerine oğlu Fatih Çöğen işletmenin başına geçti ve halen işleri devam ettiriyor.

Cemilzade Şekerci Udi Cemil Bey – 1883

Tarihe şekerci, bestekâr, udi ve hafız olarak geçen Cemil Bey 1867’de İstanbul’da doğar. Şehzadebaşı Camii başimamı olan babası Hasan Tahir Efendi vefat edince, önce Kapalıçarşı’daki bir kuyumcu dükkanında çıraklık yapar, ardından bir şekerci ustasının yanında çırak olarak şekerciliğe başlar. Bir yandan ud dersleri alırken diğer yandan şekerciliğin en ince ayrıntılarını öğrenir. 1883’te ise henüz 16 yaşında Şehzadebaşı’nda Şekerci Cemil Bey adıyla ilk şekerci dükkanını açar.

Şehzadebaşı’ndaki dükkanın bulunduğu yer dönemin tiyatro hayatının yeşerdiği, sanatkârların toplandığı bir bölge olunca, Fevziye Kıraathanesi’nde hanendeler ve sazendeler toplanıp Şekerci Udi Cemil Bey’in de katılımıyla meşk yaparlar. Cemil Bey’in namı alır başını gider. Öyle ki, dönemin saray orkestrası olan Muzıka-i Hümayun’da 31 yaşında ud sanatkârı ve hocası olarak atanır; saraydan hep ilgi ve övgü görür. Cemil Bey’e II. Abdülmecit tarafından teşekkür fermanı verilir.

Cemil Bey davet üzerine Mısır’a gider. İstanbul özlemi bestelerine, eserlerine yansır. 1928’de bu özlemle Mısır’da vefat eder, ailesi ise 10 yıl kadar daha Mısır’da yaşar, ama II. Dünya Savaşı arifesi aile 1938’de İstanbul’a döner. Cemil Bey’in oğullarından Nurettin Bey, babasının musiki sanatını sürdürürken diğer oğlu Mehmet Ali Bey şekercilik zanaatına yönelir. Mehmet Ali Bey, Kadıköy’de 1938’te bugünkü Hacı Bekir’in karşısı Baylan mağazasının hemen yanında şekerci Cemilzade dükkânını açar. Ve Cemil Bey’in oğulları 1985’e kadar aynı yerde çalışır, daha sonrada Kadıköy Selamiçeşme’ye taşınır. (Kaynak: Sabah)

Saffet Abdullah Güllaçları – 1881

1878 yılı Osmanlı- Rus savaşı sırasında Kırım’dan Istanbul’a göç eden Abdullah efendi 1881 yılından itibaren Istanbul Şehremini’de güllaç üretimine başlar. Yaklaşık 40 yıl süreyle faaliyette bulunduktan sonra oğlu Saffet Efendi bu işin devamını üstlenir. Kendisi de yaklaşık 40 yıl bu geleneksel tatlının üretimini yapar. 3. kuşak üretim Saffet efendinin oğulları olan Yalçın Arseven ve İlhan Arseven tarafından yapılır. 4. kuşak ise ele aldıkları, bu misyonun çalışmalarını, evrensel ilkeler, ulusal ve sosyal sorumuluk bilinci içerisinde sürdürmeye devam ediyor.

Boybeyi Mücevher Kuruluş Yılı – 1881

1881 yılında Ahmed-i Zarif Boybeyi tarafından kuruldu. Kapalıçarşı’da 5 mağazası ve aileye ait bir de müze bulunuyor. Son yıllarda sponsorluklarla adını duyuran firmanın başında şu anda beşinci kuşaktan Mete Boybeyi bulunuyor.

Hamamcıoğlu Müesseseleri – 1880

Hamamcıoğlu Müesseseleri Ticaret Türk A.Ş, 1880 yılında İstanbul’da Ali Hamamcıoğlu tarafından kuruldu. 1940’lı yıllarda Bakanlar Kurulu kararı ile ünvanına Türk ismini ilave edildi. 1946 yılına kadar tarım ve deniz ürünleri ihracatı yapan şirket, o tarihlerde Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan’da teşkilatlandı. 1947 yılında şirketin iş alanı ihracattan ithalata, ürünleri de teknik ekipmanlara kaydırıldı. Şirket halen basınçlı hava ekipmanları, inşaat makinaları, yük taşıyıcıları, kompresör, forklift ve golf arabaları gibi çeşitli ürünlerin ithalatını yapıyor. Ayrıca turizm sektöründe de yatırımları bulunuyor.

TECDE GRUP – 1880

Malatya’nın köklü ailelerinden olan Tecdelioğlu Ailesi’nin ticari hayatı sıcak ve soğuk demir işleme ustası olan Tecdeli lakaplı Ahmet Hoca ile 1880 yılında başlar. Ahmet Hoca’nın oğlu Abdullah Tecdelioğlu, eğitimini tamamladıktan askere gider. Uzun süren savaş yıllarının ardından Gazi Madalyası ile memleketi olan Malatya’ya geri döner. 1915 yılında ticari olarak ilk girişimi nalburiye ve aktarlık dükkânını açar.

1917 yılında işini bırakarak ikinci defa askere katılır ve 1922 yılına kadar savaşır. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra İstiklal Madalyası ile ikinci defa onurlandırılan Tecdelioğlu, döndükten sonra evlenir ve iki kız ve iki erkek olmak üzere dört evlat sahibi olur. 1922 – 1965 yılları arasında geçen sürede ticari hayatının ikinci dönemini geçirir (Cıvata, Hırdavat, Boya, Nalburiye).

1944 yılında oğlu Nihat Tecdelioğlu ağabeyi Nevzat Tecdelioğlu ile birlikte babasının ticarethanesinde çalışma hayatına başlar. 1965 yılında babası Abdullah Tecdelioğlu’nun vefatından sonra abisi ile işleri ayırıp her biri aynı işe ayrı ayrı devam ederler. Necdet Tecdelioğlu, girişimci ruhu ile 1972 yılından sonra sürekli olarak sanayinin çeşitli dallarında tesisler kurmaya çalıştı veya ortak olarak girişimlere destek oldu. Malatya’da Yeni Un Fabrikası, Merbolin Boya Fabrikası, İstanbul’da Filiz İlaç Fabrikası kurucu ortak ve kuruluşlarında bulundu. Bunların yanında o dönemim çok ortaklı işletme modeli olan Maksan Transformatör, Mormaş Mobilya ve Kireçtaş Kireç gibi sanayi tesislerinin Malatya’ya kazandırılmasında öncülük ve ortaklık etti.

1976 yılında hızlı bir kararla İstanbul’da Çetin Cıvata AŞ’nin kuruluşunu bir ortak ile gerçekleştirdi. 1979 yılında ortağından ayrılarak tek başına 1979–1985 yılları arasında mücadelesini sürdürdü.

1985 yılında büyük oğlu Mustafa Necati Tecdelioğlu ile birlikte çalışmaya başladı, diğer oğlu Abdullah 1987 yılında katıldı, küçük oğlu Çetin’in 1989 yılında katılımı ile yatırımlarına yeni şirketler ilave ederek devam etti. 2012 yılının haziran ayında ise vefat etti.

Tecdioğlu Ailesi’nin 1880 yılında başladığı ticaret hayatı, TECDE Group çatısı altında bugün Bağlantı Elemanları ve Bilişim sektöründe faaliyet gösteren ve yaklaşık 800 kişiye istihdam sağlayan 9 şirketi ile devam ediyor.

Pirge Bıçakları – 1879

1877-1878 yılları arasında Osmanlı – Rus Savaşı (93 Harbi) sonrasında Balkanlar’dan Anadolu’ya göç eden Türkler arasında bir Bıçak Ustası İsmail Usta…Okçular Çarşısı’nda Yahya Usta’nın dükkanında (Yeşilyayla Bıçakçısı) çalışmaya, bıçak ve tarım aletleri üretmeye başlıyor. Genç yaşta vefat edince, oğlu Mehmet (Pirge) devam ediyor İsmail Usta’nın işlerini yapmaya ve bıçak sanatı babadan oğula geçiyor.

Mehmet Usta bıçak ve tarım aletleri üretmesinin yanında mesleği gençlere de öğretiyor ve bıçak ustaları yetiştiriyor. Soyadı kanunu çıkınca “Usta Yetiştiren Pir” anlamına gelen PİRGE soyadını alıyor. İsmail Pirge, Mehmet Pirge’nin oğlu. Okçular Çarşısı’nda kendisi ve ustaları ile bıçak ürettiği gibi dışarıdaki ustalara da işler yaptırıyor ve imalat ile birlikte ticareti hızlandırıyor. Türkiye’nin büyük bir bölümüne ve Irak’a, Mısır’a ürün göndermeye başlıyor.

Feyzi Pirge, İsmail Pirge’nin oğlu. O da bıçakçı ustası ve Okçular Çarşısı’nda bıçak yapmaya, dışarıdan bıçak üreten ustalara da iş vermeye devam ediyor.

Sonra oğlu Mehmet Pirge’ye işleri devrediyor. Mehmet Pirge 1984 yılında genç yaşta işlerin başına geçiyor. Türkiye’deki ilk bıçak taşlama makinesini Almanya’dan ithal ediyor ve Bursa bıçakçılığı için yeni bir dönem başlıyor (1996). Bu yenilikle birlikte bıçakçılık el işçiliğinden çok makineleşmeye, yüksek adet ve fiyat rekabeti sağlayan bir konuma yükseliyor ve bugünkü modern yapının temelini oluşturuyor. Mehmet Pirge Bursa Ticaret Sanayi Odası’nda Yeşilyayla Kesici Aletler Madeni Eşya ve İnşaat San. Tic. Ltd. Şti.’ni tescil ettiriyor.

Şirket 100’ün üzerinde çalışanı ve günlük 15.000 adet üretim kapasitesi ile 5000 m2 kapalı alanda üretim gerçekleştiriyor. Ürünleri Türkiye’nin yanında 38 ülkede satılıyor.

Komili Kuruluş Yılı – 1878

Komili’nin öyküsü 1878 yılında Midilli Adası’nda başlıyor. O yıllarda Osmanlı toprağı olan Ada’da yaşayan Komi’li Hasan, Midilli Adası’nda sabun ve zeytinyağı üreterek geçimini sağlamaktadır. Aile, Lozan Antlaşması’ndan sonra mübadele gereği Ayvalık’a göç eder ve Komili markasının öyküsü burada devam eder. Zeytinyağında bir çok ilke imza atan Komili, 1995 yılında Komili ailesi tarafından dünyanın dev şirketlerinden Unilever’e satıldı. Unilever Komili markası ile 13 yıl üretim yaptı. 2008’de Unilever Komili’yi Anadolu Grubu’na sattı. Son olarak ise geçtiğimiz aylarda Komili ABD’li gıda devi Bunge şirketine satıldı.

Meyer Saat – 1878

Johann Meyer Berlin’de bir saatçide çalışmaktadır. Burada bir iş ilanı görür. Osmanlı Sultanı sarayına bir saatçi aramaktadır. Johann başvurur ve kabul edilir. Böylece 33 yaşındayken, Sultan 2. Abdülhamid’in hizmetinde çalışmak için İstanbul’a gelir. 1876 yılında İstanbul’da Yıldız sarayında baş saatçi olur. Burada başta padişah ve saray olmak üzere, şehzadelerin, hanım sultanların, bakanların, yüksek memur ve komutanların saatleriyle ilgilenir.

Johann Meyer 1878 yılında Meyer Saatçilik firmasını İstanbul’un kalbinde bir saat imalathanesi olarak kurar. O aralar Karaköy’ü Galata’ya bağlayan tünelin inşa edildiği zamanlardır. Johann Meyer dükkânını 1 Mayıs 1878 tarihinde gelip geçenlerin uğrak yeri olması umuduyla yeni tramvay durağının tam karşısında açar. 3 Eylül 1883 tarihinde Johann’ın oğlu Emil dünyaya gelir. O da babası gibi eğitimini Berlin’de alıp saatçi olur. 1914’te döndüğü İstanbul’da babasının dükkânının başına geçer. Emil Meyer 1954 yılında öldüğünde oğlu Wolfgang, Meyer saatçiliği devralıp üçüncü kuşak olarak 1981 yılındaki ölümüne kadar işletir.

1981 yılında Wolfgang Meyer ölümünden önce yanında çalıştırdığı oğlu gibi gördüğü Nahsen Bayındır’a şirkketeki hisselerin bir kısmını bırakır. Şirket başarıyla devam eder. Daha sonra şirketin başına geçen Onur Bayındır, tasarımları ile yüzyıl görmüş saatlere tarihsel dokularını koruyarak modern bir görünüm kazandırdı ve dönemin özgün tasarımcıları ile anlaşarak saat ailesine tamamen modern ve minimal tasarım duvar saatleri anlayışı getirdi.

Vefa Bozacısı Kuruluş Yılı – 1876

Hacı Sadık Bey, 1870 yılında Arnavutluk Prizren’den İstanbul’a gelir. O yıllarda bozanın sulu kıvamlı, esmer renkli ve ekşi lezzetli biçimde, şehir halkından 200’e varan esnaf tarafından yapılıp satıldığını görür. O dönemde farklı bir yöntem dener ve bugünkü haliyle yani koyu kıvamlı, açık sarı renkli henüz yeni mayalanma kabarcıklarının oluştuğu andaki çok hafif ekşimsi lezzeti, bu markanın ilk imzası olur.

Evinin altında kendi imkanları ile ürettiği bozasını, altı yıl boyunca kış geceleri saray ve çevresinde, omzunda taşıdığı bakır güğümlerle dolaştırarak tanıtır. Hacı Sadık Bey, artan talep karşısında cesaretlenir. Zamanın saraylı, aristokrat aileleri ile bürokratlarının oturduğu İstanbul’un en gözde semtlerinden biri olan Vefa’da, 1876 yılının Eylül ayında boza ürününün dünyadaki ilk resmi ticarethanesini açar.

Vefa semtinde açılan bozacının adı “Vefa Bozacısı” olarak belirlenir ve bu ata içeceği ürüne hem bir standart getirilir hem de bir meslek haline gelerek nesiller boyu devamlılığı sağlanır. Hacı Sadık Bey, çok fazla ilgi gören bu özel Türk içeceğinin kıvam ve lezzetini koruyabilmek için yıllar boyu bizzat kendisi üretir. Daha sonraki yıllarda, oğlu İsmail Hakkı Vefa’yı da yanına alarak Vefa Bozacısı üretimine beraber devam ederler. Hacı Sadık Bey’le başlayan üretim, bugün 4. nesil aile fertleriyle devam ediyor.

Tanınmış Helvacı Kuruluş Yılı – 1875

1875’te Sefilli Mehmet Efendi’nin Eskişehir’de kurduğu firmada şu anda işleri 5’inci kuşak yürütüyor. Dükkan Eskişehir’de 142 yıldır aynı yerde hizmet veriyor.

Sabuncakis Doğal Çiçek Kuruluş Yılı – 1874

Beyoğlu’nda 1874 yılında açtıkları dükkanla iş hayatına atılan “Sabuncakis’ler Girit adası kökenli bir aile. Ailenin temel direği olan İstavro Sabuncakis Girit’te doğmuş ve sabun üretimi ile ilgili tahsilini tamamlayarak Girit’te bir sabun fabrikası açmıştı.

1848 yılında Midilli’ye göç edip orada da bir sabun fabrikası açan Sabuncakis, yeni bir pazar bulmak için oğlu İstirati Sabuncakis’e 500 Osmanlı altını vererek 1870 yılında İstanbul`da bulunan bir akrabasının yanına gönderdi. İstirati Sabuncakis’in Pera’ya geldiği 1870 yılı büyük bir değişim yaşandığı dönemin başlangıcıydı. Çünkü 5 Haziran 1870 günü çıkan büyük bir yangın burada çok büyük bir hasar yapmış 3 bin kadar bina yanmıştı. 1870 yılında olan bu yangından sonra Pera’da yeni bir yapılanma başlamıştı, İstirati Sabuncakis böyle bir ortamda Pera’ya gelmiş ve yeni iş imkanları aramaya başlamıştı.

İstirati Sabuncakis yaptığı incelemeler sonunda Pera’da her konuda ve sahada işyerleri bulunmasına karşılık sadece iki adet natürel çiçek satan ve üreten firma olduğunu fark etti. Sabuncakis önce bunlardan birinin yanında çalışarak çiçek yetiştirme ve satma tekniğini öğrenmeye çalıştı, 1874 yılında da elindeki sermayesini kullanarak “Hamalbaşı Serkis Sokağı”, bugünkü Eczacıbaşı Sokağı’nda ilk dükkanını açtı. İstirati Sabuncakis’in 11 çocuğu olmuştu, bu çocuklar arasında çiçekçilik işlerini geliştirenler Yorgi Sabuncakis ve Konstantin Sabuncakis oldu. Şu anda Sabuncakis ailesinin kurucusu ve hissedarı olduğu şirketler Ankara, İstanbul ve Antalya’da faaliyet gösteriyor.

Kuru Kahveci Mehmet Efendi Mehmet Efendi – 1871

19’uncu yüzyılda Türk kahvesi çoğunlukla çiğ çekirdek olarak satılıyor, evlerde tavada kavrulduktan sonra el değirmenlerinde çekiliyor ve içiliyordu. 1871 yılında işi babasından devralan Mehmet Efendi, çiğ çekirdek kahveyi kavurup dibekte öğüterek müşterilerine hazır olarak satmaya başlar. İstanbul Tahmis Sokağı’nda taze mis gibi kavrulmuş kahve kokusu çevreye yayılmaya başlar. Mehmet Efendi müşterilerine sağladığı bu kolaylıkla, bir süre sonra “Kurukahveci Mehmet Efendi” lakabıyla anılır.

1931 yılında vefat eden Mehmet Efendi’nin ardından oğulları Hasan Selahattin, Hulusi ve Ahmet Rıza Beyler baba mesleğini sürdürdüler. Aile 1934 yılında “Kurukahveci” soyadını aldı. Genç yaşta hayata veda eden Hulusi Bey’in ardından yönetimi, yurtdışında eğitim görmüş olan en küçük kardeş Ahmet Rıza Kurukahveci devraldı. Bu dönemde kahve, parşömenli kâğıt paketlere konularak şehir içindeki bakkallara otomobil ile dağıtılmaya başlandı. Böylece Türkiye’de bir ilk daha gerçekleştirilmişti. Ayrıca o yıllarda büyük yenilik olarak tanımlanan afiş ve takvim çalışmaları ile firmanın reklamları yaygınlaştırıldı. Özel arabalarla yurtiçinde kahve dağıtımı da bu dönemde başladı. Galatasaray Sahne Sokak’ta bir şube açıldı.

Bugün Kurukahveci’nin yönetiminde olan Mehmet Efendi’nin torunları; Ahmet Rıza Kurukahveci’nin vefatından sonra yönetimi devraldılar. Mehmet Efendi’nin kahve öğüttüğü dibekleri bir asır sonra geliştirdiler ve ortaya yeni kahve makineleri çıktı. 1871 yılında Tahmis sokakta faaliyete başlayan işletme, bugün tüm dünyaya hizmet veriyor.

Uludağ Meşrubat ve Gıda Kuruluş Yılı – 1870

Kaynak arazisi 1870 yılında İbrahim Talat Bey ve Monsieur Brune tarafından alınmış olan Uludağ Maden Suyu (o zamanki adıyla Keşiş Dağı maden suyu), işletme ruhsatını da 26 Mayıs 1912 tarihinde Dolmabahçe Sarayı’nda Padişah Sultan Mehmet Reşat Han’dan teslim aldı. Keşiş Dağı Maden suyu işletmesinin o dönemki ortakları arasında Monsieur Brune’nin 1890 yılında hisselerini devrettiği Giritli Sıtkı Bey (Ulusu) de bulunuyordu.

1920’li yıllarda İbrahim Talat Paşa’nın vefatı sonucunda hisseleri eşi Şerife Hanife Güzide Hanım’a ve İtalyan yatırımcı Guido Parodi’ye devredildi. Yine aynı yıllarda Fransız yatırımcı Monsieur Brune’nin hisseleri de ortaklara devredildi. 1925 yılında Keşiş Dağı’nın adının Türk Tıp Tarihi Kurumu’nun kurucularından Dr. Osman Şevki Bey’in önerisi ile Uludağ olarak değiştirilmesinin ardından Keşiş Dağı Maden Suyu’nun adı da Uludağ Maden Suyu olarak değiştirildi. 1931 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından şirket ünvanında ‘Türk’ ibaresini kullanma hakkı verildi ve şirketin ünvanı Uludağ Maden Suları Türk Ltd olarak değiştirildi. 1956 yılında ise şirketim tüm hisseleri Erbak Ailesi’nde toplandı.

Malatya Pazarı – 1870

1870’li yıllarda Malatya’da başlayan hikaye İstanbul Mısır Çarşısı ile devam etmiş ve günümüze kadar gelmiştir.

İskender Mehmetoğlu – 1867

1867 yılında Bursa Kayhan’da dünyaya yayılacak bir lezzetin temelleri atıldı. Öykü, Mehmet oğlu İskender Efendi’nin Bursa Kayhan’daki dükkânlarında başlıyor. O günlerde kuzu bir bütün olarak ve yere paralel biçimde odun kömürlü bir ocakta pişirilmekte. Ancak İskender Efendi kuzu etinin farklı bölümlerinin kendine has lezzetlerinin müşterilerine eşit oranda dağılmasını sağlamak için çözüm aramaya başlar.

Bu düşünceden yola çıkarak, et pişirme ustası bir aileden gelen İskender Efendi, kuzu etini sinir ve kemiklerinden ayırır, dikey çubuğa kat kat yerleştirir ve tasarladığı dik bir ocağın önünde döndürerek odun kömürü ile pişirir. Uludağ yaylalarındaki otlar ve kekik ile beslenen koyun ve kuzu etlerinin farklı bölümlerinin lezzetlerinin birbiriyle karışmasıyla ortaya çıkan, pide, özel tereyağı, sos, yoğurt, domates, yeşilbiber ilavesiyle geliştirilen, yanında şıra (kuru üzümden elde edilen bir içecek) ile servis edilen bu kebap türünün ünü dilden dile yayılmaya başlar.

Türk mutfağının önemli lezzetlerinden “İskender Döner Kebap” doğmuş olur. O zamanlarda “İskender Efendinin Dönen Kebabı” olan, bugünkü adı ile ‘’Döner Kebap” Türk ve Dünya mutfak kültürüne yeni bir damak keyfi katarak tüm dünyaya yayılır. İskender Efendi’nin üç erkek çocuğu; Nurettin, Süleyman ve Cevat İskenderoğlu da Bursa Kayhan’da doğan bu mirası bir fiil çalışarak bir sonraki nesile aktarmayı başardılar.

Altan Şekerleme Karagözoğlu Emin Bin – 1865

Karagözoğlu Emin Bin tarafından, 1865 yılında kurulan Altan şekerleme, 1. Dünya Savaşı’na kadar kendisi tarafından çalıştırılır. Savaş esnasında beş çocuğundan dördü şehit olur. Daha sonra kendiside hac için yola çıktığında geride kalan oğlu Mustafa Altan’a üç kese altın bırakarak Altan Şekerleme’nin devam etmesini ister. Karagözoğlu Emin Bin hac vazifesini yerine getirmek için gittiği Mekke’de vefat eder. 1894 doğumlu Mustafa Altan 1973 yılında Altan Şekerleme’yi 2 çocuğuna devreder ve 1974’de vefat eder. Çocuklardan büyük olan Abdullah Altan ve kardeşi babalarından devraldıkları firmayı bir yıl ortak yürütürler, 1974’de anlaşamadıkları için ayrılırlar. Ayrılığın ardından Altan Şekerleme ismini Abdullah Altan devralır. Abdullah Altan 1974’de devraldığı Altan Şekerleme’yi halen, oğlu Hakan Altan’la beraber yürütüyor.

Hafız Mustafa İsmail Hakkızade – 1864

19. yüzyıl İstanbul’unda meşhur Çankırılı şekerciler vardı. Çankırı’nın Orta beldesinden gelen İsmail Hakkı Bey de sanatı sarraflık olmasına rağmen kendini Bahçekapı’daki Hamidiye Caddesi’nde şekerciler arasında buldu. 1864’te, mekân edindiği binanın bodrum katında akide şekeri yapmaya başladı; kendisine yardım eden oğullarıyla her geçen yıl çeşidi artan ve alışkanlık yaratan tatlı çeşitlerinin yanı sıra poğaçayı İstanbullularla tanıştıran ve sevdiren kişi oldu. Hafız Mustafa tarihi boyunca üç kel el değiştirmesinin ardından şu anda Avni Ongurlar tarafından işletilmektedir.

Ziraat Bankası Mithat Paşa – 1863

Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı Yugoslavya’nın Niş kenti valisi olan Mithat Paşa, çeşitli alanlarda başarılı çalışmalarda bulunmasının yanı sıra çiftçilerin içinde bulundukları zor koşullara da yakından tanık olur. Yaptığı araştırmalarla, bu alanda teşkilatlanmanın zorunlu olduğu ve çiftçilerin, tefecilerin elinden kurtarılması için devlet yardımının gerektiği; ancak bu yardımın halk hareketiyle desteklenmesinin önem taşıdığı sonucuna varır. Böylece 1863 yılında çiftçilerin oluşturduğu kaynakla, Mithat Paşa öncülüğünde devlet eliyle ve devlet himayesinde kurulan ve adına “Memleket Sandıkları” denilen organizasyon; milli bankacılığın ilk örneği olarak tarihe geçer ve bu girişim bugünkü Ziraat Bankası’nın temelini oluşturur.

Ancak izleyen yıllarda sandıkların işleyişinde gözlenen bozulmalar, Memleket Sandıkları’nın etkinliklerini azaltır. Sandıkları merkezi yönetime bağlayarak olumsuzlukları giderebileceğini düşünen hükümet, 1883’te aynı amaçlar doğrultusunda “Menafi Sandıkları”nı kurar. Menafi Sandıkları’na geçilmesiyle idare yeniden düzenlenir. Kayıt ve muhasebe işleri çağdaş ve ilmi esaslara uygun olarak yürütülmeye başlanır ve merkezi hükümetin doğrudan denetimine tabi tutulur. Bu yeni yapılanma; sandıkların idaresine nispeten ciddi, bilimsel denetime açık bir işleyiş kazandırsa da tamamen yeni, çağdaş bir örgütlenmeye duyulan gereksinimin önünü alamamıştır.

Böylelikle; 15 Ağustos 1888’de Menafi Sandıkları’nın yerine işlevlerini üstlenecek modern finans kuruluşu olarak Ziraat Bankası resmen kurulmuş, o tarihte faaliyette bulunan Menafi Sandıkları da banka şubelerine dönüştürülerek faaliyete başlamıştır.

Silkar Endüstriyel Sanayi Kuruluş Yılı – 1860

Silkar Grubu’nun temelleri 1860 yılına kadar uzanır. O yıllarda Manifatura ve Mensucat Ticareti ile iş hayatına atılan Silahtaroğlu Ailesi, 1925 yılında “Bahri ve Lütfü Silahtaroğlu Kardeşler Manifatura Ticarethanesi” adı altında Silkar Grubu şirketlerini kurdular. 1956 yılında Silkar Grubu Kurucu kardeşlerden Lütfü Bey’in vefatı sonrasında “Bahri Silahtaroğlu ve Lütfü Silahtaroğlu halefi Adi Komandit Şirketi” olarak faaliyet gösterdi. 1976 yılında ise Silkar Holding A.Ş. kurularak ticari hayatına resmen başladı. Silkar Holding, zirai ve endüstriyel ekipman, otomotiv yedek parça, doğal granit ve mermer, su ve kanalizasyon pompaları, turistik oteller ve tatil köyleri inşaatı ve işletmesi ile turizm ve sigorta acentalığına kadar uzanan geniş bir yelpazede faaliyet gösteriyor.

Aşçı Bacaksız, 1860

Afyon’un en eski lokantası olarak biliniyor. Aşçı Bacaksız Yağcıoğlu tarafından 1860’larda kurulan lokanta, 1938 yılında oğlu Ahmet Madenci tarafından yeni yerine taşınmış. Mekanın en meşhur yemeği ise Kuzu Tandır. Tarihi lokanta Aşçı Bacaksız Yağcıoğlu’ndan, Ahmet Madenci’ye, ondan Kadir Madenci’ye ve Mustafa Madenci’ye, Kadir Madenci’den de oğlu Ahmet Madenci’ye geçiyor. Aşçı Bacaksız, halen 1938 yışında taşındığı küçük mekanda hizmet vermeye devam ediyor.

Kaynak: harbiyiyorum.com

Gökçen Grup Plastik Hammadde Kuruluş Yılı – 1858

Bursa’nın öncü sanayi kuruluşlarından Gökçen Grubu’nun kuruluşu 1858 yılına kadar uzanıyor. Kozalardan baş gösteren hastalık nedeniyle 13 aile ile birlikte Bursa’ya göç etmiş olan Burdurlu Mehmet Emin Efendi’nin oğlu olarak 1823 yılında doğan Osman Fevzi Efendi tarafından kuruluyor. Osman Fevzi Efendinin önemli bir Türk girişimci olmasında bankacılığının önemli bir payı var. Fransız – İngiliz ortak grubu olarak kurulan Banka-i Osmani Şahanenin Bursa Şubesi temsilcisi olan Osman Fevzi Efendi, bankacılıktan edindiği tecrübe ile iş hayatına atılıyor. Önce aktariye, sonra çiftçilik ve otelcilik yapan Osman Fevzi Efendi, birçok kez iflas etse de mücadeleden yılmıyor. Telgrafla Fransız ipek borsasını takip ederek büyük başarı kazanıp 1858 yılında ilk tekstil firmasını kurarak sanayi hayatına başlıyor.

Mösyö Frerin Romangeli’in sattığı seksen mancınıklı Yolgeçen Fabrikasını alarak işletmelerini büyüten Osman Fevzi Efendi, 1875-1876 ve 1884-1885 yıllarında Bursa Belediye Başkanlığı da yaptı. Aynı zamanda Bursa Ticaret Odası’nın da ilk başkanı oldu. Japon İmparatorunun kayınbiraderi Kont Otani ile birlikte 1928 yılında Türk-Japon Fabrikası adıyla Bursa’daki ilk kombine dokuma-boyaapre işletmesini hizmete açtı. 1920 yılında vefat eden Osman Fevzi Efendi’nin ardından grup büyüyerek çok sayıda sanayi kolunda önemli bir oyuncu haline geldi.

Kalkanoğlu pilav – 1856

Kalkanoğlu Pilav’ın tarihi 1856’ya dayanıyor. Padişahın Pilavcıbaşısı Süleyman Ağa Trabzon’a yerleşip kendi dükkanında pilav satmaya başlıyor. Hafız Ahmet Kalkanoğlu baba mesleğini sürdürüyor ve vefatından sonra Hacı Hüseyin Rüştü Kalkanoğlu görevi devralıyor ve torunları bu geleneği günümüze kadar devam ettiriyor. Osmanlı zamanından beri pişen bu lezzet Trabzon’dan sonra İstanbul’a da geldi.

Elmacı Pazarı Güllüoğlu – Mahmut Güllü – 1850

1850’de kurulan Elmacı Pazarı Güllüoğlu, Güllü ailesinin ilk baklavacılık yaptığı dükkan olarak biliniyor. Aynı zamanda Antep Baklavasının da doğduğu yer olan bu dükkan, tarihi dokusu ile gelenleri o yıllara alıp götürüyor.

O zamanlar henüz Gazi ünvanını almamış olan Antep’te, Elmacı Pazarı’nda kurulan Baklavacı Güllüoğlu’ndan yetişmiş olan nice ustalar şimdi dünyanın dört bir yanında baklavacılık yapıyor. Şimdilerde ailenin 6’ıncı kuşak fertleri olan Cevdet ve Murat kardeşler, babaları Mahmut Güllü önderliğinde mesleklerini sürdürüyor.

Kebapçı Kadir Kuruluş Yılı 1851

Isparta’da kebap kültürünü temsil eden köklü firmalardan biri olan Kebapçı Kadir, 1851 yılından bu yana bu alanda hizmet veriyor. 1851 yılında Hafız Dede tarafından kurulup siyasi Osman Dede ile devam ettirildi. “Kebapçı Kadir” ismi Kadir Açıkalın tarafından markalaştırılıp bugünlere geldi. Günümüzde işletmeciliğini 4’üncü kuşaktan Hüseyin Açıkalın yapıyor.

Beyaz Fırın – 1836

Beyaz Fırın’ın hikayesi, 1800’lerin ortasında, Balat’ta başladı. Büyük dede Kozma Stoyanof’un ailesini geride bırakarak amcalarının yanına gelip yerleştiği Balat’ta açtığı simitçi dükkanı, ardından yanına yerleşen ailesinin ve Beyaz Fırın’ın 5 nesillik hikayesinin doğduğu yer oldu.

Kozma 3 oğlu için 3 fırın açtı. Oğullardan Petro, Sarıyer’de şimdiki Sarıyer börekçisinin olduğu dükkandaydı. Grigor, Karaköy’deki fırının başındaydı. Üsküdar’dakinin başına Dimitri Stoyanof geçip ardından da ailesiyle birlikte Kadıköy’e yerleştiğinde yıl 1920 idi. Böylece Beyaz Fırın’ın Anadolu yakasındaki hikayesi de başlamış oldu. Üsküdar’da iyi giden işler Dimitri’yi Kadıköy’de bir dükkan daha açmaya yöneltti. Önce çarşıdaki Cumhuriyet Fırını’na ortak oldular. 1931 yılında, bir yandan borçlar ödenirken bir yandan da Dimitri ve Grigor Denizcilik İşletmelerinin açtığı ihaleye katılıp Haydarpaşa Garı önündeki büfenin işletmeciliğini aldılar.

Kadıköy Çarşı’daki fırın ve Haydarpaşa’daki büfenin yanı sıra Kadıköy İskelesi’nin büfesini de işletmeye başlamıştı Stoyanof ailesi. İşler yoğunlaşında, kardeşlerden Dimitri Kadıköy’de bugün varolan Beyaz Fırın’ı ve büfeleri, Grigor ise Üsküdar’daki fırını üstlendi. Ancak Dimitri’nin Karaköy’deki büfenin işletmesi için girdiği ihaleyi kazandığı günün akşamı öldürülmesi ve arkasından ikinci Dünya Savaşı’nın da başlamasıyla sıkıntılı günler başgösterdi. İki fırında birden üretim yapacak hammaddeyi bulamaz olunca büfeler ve Cumhuriyet Fırını’nı kapatıp bugünkü Kadıköy Beyaz Fırın’da devam ettiler.

Yıllar içerisinde Beyaz Fırın hep Türkiye’nin tarihine tanıklık etmeye devam etti. Mitko’nun yönetime geçmesiyle yeni bir mağaza açma fikri de gündeme geldi. Kadıköy’ün ardından ilk olarak Cemil Topuzlu mağazası açıldı. 2003’te Erenköy, 2005’te Suadiye, 2008’de Ataşehir mağazaları açıldı. 2015’te ise Beyaz Fırın ilk kez bir alışveriş merkezi projesinde yer aldı.

Hacıbenlioğlu Kebap, 1833

Isparta’da yer alan bu işletmenin hikayesi şöyle:

“1800’lü yılların başlarında Kütahya’nın Hacıbenlioğlu ailesinden Hacı Mustafa Efendi Isparta’ya yerleşir. Burada evlenir ve bugün Kebapçılar Arasta’sı diye bilinen yere tahminen 1833’de bir dükkân açar. Yazları kebapçılık ve kasaplık, kışları tahin helvası yaparak geçimini sağlar”

Lokanta halen ortaklarıyla birlikte beşinci kuşaktan Mustafa Gülata tarafından işletiliyor. Kebabın dışında pide, şiş, köfte, Isparta’ya mahsus kabune pilavı ve tahin helvası markanın öne çıkan yiyecekleri arasında bulunuyor.

Karaköy Güllüoğlu Hacı Mehmet Güllü – 1820

Güllü Ailesi, 1800’lü yıllardan beri baklavacılık yapıyor. Ailede baklavacılığa ilk başlayan kişi ise Gaziantep’te “Güllü Çelebi” diye anılan Hacı Mehmed Güllü. Gaziantep’te tatlıcılık mesleğine giren Güllü Çelebi, meslekte ilerleyebilmek için tatlıcılıkta en ileri bölgeler olan Halep ve Şam’a gitti ve altı ay kalıp baklavacılığın inceliklerini öğrendi.

Gaziantep’e dönünce de bir baklava tezgâhı kurdu. Güllü Çelebi’nin vefatından sonra oğlu Hacı Mahmud Güllü, baba mesleğini sürdürdü ve oklava ile tek tek açılan ince yufkadan baklava yapımını başlattı. Hacı Mahmud Güllü’nün dört oğlu da baklavacı olarak yetişince, Güllü Ailesi’nde baklavacılık bir gelenek halini aldı.

Hacı Bekir Lokumları, Hacı Bekir – 1777

Türkiye’nin en eski şirketi 1777 yılında kurulan Hacı Bekir Lokumları. Kastamonu’nun Araç ilçesinden İstanbul ‘a gelerek 1777 yılında Bahçekapı’da açtığı küçük şekerci dükkanında, lokum, akide gibi şekerleri imal edip satmaya başlayan ve daha sonra 1817-1820 yıllarında hac görevini yerine getirmesiyle Hacı Bekir olarak anılacak olan, Şekerci Hacı Bekir Efendi’nin kurduğu şirket, bugün beşinci kuşak tarafından yönetiliyor.

Şekerci Hacı Bekir Efendi’nin, Türk lokumunun “Turkish Delight” olarak tanınmasında da büyük katkısı olmuştur.

HABERE YORUM YAP

HABERE YAPILAN YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.